Zihnimizin Anlattığı Her Şey Gerçek mi?

Zihnimizin Anlattığı Her Şey Gerçek mi?

Zihnimizin Anlattığı Her Şey Gerçek mi?

Bir düşünceye inanmak, onu gerçek yapar mı?

Gün içinde zihnimizden binlerce düşünce geçer. Bazılarını fark ederiz, bazılarıysa neredeyse hiç dikkatimizi çekmeden gelip gider. Ancak kimi düşünceler vardır ki üzerinde durmasak bile duygularımızı, kararlarımızı ve davranışlarımızı etkiler.

Peki, zihnimizden geçen her düşünce gerçeği mi yansıtır?

Çoğu zaman bir olayı yaşadığımızda, o olayın bizde yarattığı duygunun doğrudan yaşadığımız şeyden kaynaklandığını düşünürüz. Oysa aynı olayı yaşayan iki insanın birbirinden çok farklı duygular hissetmesi mümkündür.

Çünkü yaşadıklarımız kadar, yaşadıklarımıza yüklediğimiz anlamlar da önemlidir.

Olaylar mı, yorumlarımız mı?

Bir arkadaşınıza mesaj gönderdiğinizi ve uzun süre cevap alamadığınızı düşünün.

Aklınızdan ilk geçen düşünce şu olabilir:

“Herhalde bana kırıldı.”

Belki de ardından başka düşünceler gelir:

“Yanlış bir şey mi söyledim?”

“Artık benimle görüşmek istemiyor olabilir.”

Bu düşünceler kaygı, üzüntü veya huzursuzluk yaratabilir.

Oysa arkadaşınızın o sırada yoğun olması, telefonunu görmemesi ya da yalnızca kendine zaman ayırmak istemesi de mümkündür.

Ortada tek bir olay vardır: Mesajınıza henüz cevap verilmemiştir.

Ancak zihniniz, elindeki sınırlı bilgiyle bu olaya bir anlam yüklemiştir.

İşte burada önemli bir ayrım ortaya çıkar:

Bir olay hakkında düşündüğümüz şey, o olayın kendisi değildir.

Otomatik düşünceler nasıl oluşur?

Psikolojide “otomatik düşünceler” olarak adlandırılan bir kavram vardır.

Bunlar, yaşadığımız durumlar karşısında zihnimizde hızlı ve çoğu zaman kendiliğinden beliren düşüncelerdir.

Her otomatik düşünce olumsuz ya da yanlış değildir. Ancak bazıları, içinde bulunduğumuz durumu eksik veya çarpıtılmış biçimde değerlendirmemize neden olabilir.

Geçmiş deneyimlerimiz, öğrendiklerimiz, yetiştiğimiz çevre ve zaman içinde geliştirdiğimiz inançlar, olayları nasıl yorumladığımızı etkileyebilir.

Örneğin geçmişte sıkça eleştirilmiş biri, bugün aldığı yapıcı bir geri bildirimi bile kolaylıkla başarısızlık işareti olarak algılayabilir.

Ya da daha önce hayal kırıklığı yaşamış biri, yeni bir fırsatla karşılaştığında henüz hiçbir olumsuzluk yaşanmamış olmasına rağmen başarısız olacağını düşünebilir.

Zihin bazen geçmişte öğrendiği bir yorumu, bugünün gerçeğiymiş gibi önümüze koyar.

Fakat geçmişte yaşadığımız bir deneyim, gelecekte yaşayacaklarımızın kesin bir göstergesi değildir.

Zihnimiz neden böyle çalışır?

Beynimiz yalnızca çevremizde olup bitenleri algılamakla kalmaz; geçmiş deneyimlerinden yararlanarak karşılaşabileceğimiz durumlar hakkında tahminler de oluşturur.

Bu, günlük yaşamımızı kolaylaştıran önemli bir özelliktir. Her yeni durumda her şeyi en baştan öğrenmek zorunda kalmayız.

Ancak bu tahminler her zaman doğru olmayabilir.

Özellikle belirsizlik içeren durumlarda, zihnimiz eksik bilgileri geçmiş deneyimlerle tamamlamaya çalışabilir.

Böylece henüz gerçekleşmemiş bir olasılığı, gerçekleşecekmiş gibi değerlendirebiliriz.

Örneğin önemli bir konuşma yapmadan önce zihnimizden şu düşünce geçebilir:

“Kesinlikle heyecanlanacağım ve söyleyeceklerimi unutacağım.”

Bu düşünce, henüz yaşanmamış bir durum hakkında yapılmış bir tahmindir.

Ama ona kesin bir gerçek gibi inanırsak kaygımız artabilir, dikkatimizi toplamakta zorlanabiliriz.

Bazen bizi sınırlayan şey yalnızca yaşadığımız durum değil, o durum hakkında oluşturduğumuz beklentidir.

Bir düşünceyi sorgulamak neyi değiştirir?

Farkındalık, zihnimizden geçen her düşünceyi kontrol etmek ya da olumsuz düşünceleri tamamen ortadan kaldırmak değildir.

Öncelikle o düşünceleri fark edebilmektir.

Bir düşünce ortaya çıktığında hemen ona inanmak yerine kendimize birkaç soru sorabiliriz:

• Bu düşüncemin dayandığı somut bir kanıt var mı?
• Şu anda bildiğim şeyle varsaydığım şeyi birbirine karıştırıyor olabilir miyim?
• Bu durumu farklı bir açıdan değerlendirmek mümkün mü?
• Aynı şeyi sevdiğim bir insan yaşasaydı ona ne söylerdim?

Bu soruların amacı kendimizi zorla olumlu düşünmeye ikna etmek değildir.

Amaç, zihnimizin sunduğu ilk yorumun tek olasılık olmadığını görebilmektir.

Çünkü bazen yalnızca başka bir ihtimalin de var olduğunu fark etmek, bir duruma verdiğimiz duygusal tepkiyi değiştirmeye başlayabilir.

Değişim mümkün mü?

Beynimizin deneyimler ve öğrenme yoluyla değişebilme kapasitesine “nöroplastisite” diyoruz.

Yani, yeni bilgiler edinmek, farklı davranışlar denemek ve tekrar eden deneyimler yaşamak, beynimizdeki sinirsel bağlantıların zaman içinde yeniden düzenlenmesine katkıda bulunabiliyor.

Bu nedenle yıllardır benzer biçimde düşündüğümüz bir konuya farklı bir açıdan bakmayı öğrenmemiz mümkün.

Elbette yalnızca bir düşünceyi fark etmek, yıllardır süregelen alışkanlıklarımızı bir anda değiştirmez.

Çünkü “değişim” çoğu zaman tekrar, sabır ve bilinçli çaba gerektirir.

Ve her fark ediş, alışılmış bir tepkiyi yeniden değerlendirmek için bir fırsat sunabilir.

Belki de kendimize söyleyebileceğimiz en önemli cümlelerden biri şudur:

“Daha önce böyle düşündüm diye bugün de aynı şekilde düşünmek zorunda değilim.”

Kendimize yeni bir bakış açısı sunmak

Zihnimiz sürekli düşünceler üretmeye devam edecek.

Bazen kaygılanacağız, bazen yanlış yorumlayacağız, bazen de geçmiş deneyimlerimizin etkisiyle henüz yaşanmamış olaylar hakkında olumsuz beklentiler oluşturacağız.

Önemli olan bunların hiçbirini yaşamamak değil, yaşadığımızda fark edebilmek.

Düşüncelerimizle aramıza küçük bir mesafe koyabildiğimizde, onları sorgulama ve daha bilinçli seçimler yapma imkânımız da artacaktır.

Çünkü her düşüncemiz gerçeğin tamamını yansıtmaz.

Ve belki de farkındalık, tam burada başlar:

Zihnimizin bize anlattıklarını dinlerken, onların tek mümkün hikâye olmadığını hatırlamakla..

Pick a Life — Hayatına başka bir yerden bakmak mümkün.
Bloga dön